İnsan En Çok Kendisine Anlattığı Yalanlara İnanır
Kendi anlattığımız hikâyenin ne kadarı gerçek?
Başkasının bize söylediği yalanı fark etmek bazen kolaydır.
Tutarsızlık ararız.
Davranışlarına bakarız.
Söyledikleriyle yaptıklarını karşılaştırırız.
Ama yalanı kendimiz söylüyorsak aynı dikkati göstermeyiz.
Çünkü insan kendisini kandırırken amacı çoğu zaman gerçeği değiştirmek değildir.
Gerçekle yüzleşmek zorunda kalmamaktır.
“Ben iyiyim.”
“İstersem bırakırım.”
“Beni aslında seviyor.”
“Biraz daha sabredersem düzelecek.”
“Benim için para önemli değil.”
“Onu çoktan unuttum.”
“Bunu onun iyiliği için yapıyorum.”
Bu cümlelerin hepsi doğru olabilir.
Ama bazen de insanın gerçekle arasına koyduğu küçük perdelerdir.
Kendimize neden yalan söyleriz?
Çünkü gerçek her zaman rahat değildir.
Bazen yanlış insanı seçtiğimizi kabul etmemiz gerekir.
Bazen yıllardır verdiğimiz bir kararın yanlış olduğunu.
Bazen başarısız olduğumuzu.
Bazen bir insanı kıskandığımızı.
Bazen affettiğimizi söylesek de hâlâ öfkeli olduğumuzu.
Bazen de yaşadığımız sorunun başkalarından değil, kendi davranışlarımızdan kaynaklandığını.
Bunları kabul etmek insanın kendisi hakkında kurduğu hikâyeyi sarsabilir.
Bu nedenle zihin gerçeği tamamen reddetmek yerine onu biraz değiştirir.
Kendimizi haklı çıkaracak bir açıklama buluruz.
Ve o açıklamayı yeterince tekrar ettiğimizde artık savunmamıza gerek kalmaz.
İnanmaya başlarız.
İnsan davranışına gerekçe bulmakta çok iyidir
Birine kırıcı davrandığımızda:
“Beni o noktaya getirdi.”
deriz.
Vermemiz gereken bir kararı sürekli ertelerken:
“Doğru zamanı bekliyorum.”
deriz.
Korktuğumuz için başlamadığımız bir şeyde:
“Şartlar henüz uygun değil.”
deriz.
Bir insanı hayatımızdan çıkaramadığımızda:
“Ben vefalı bir insanım.”
diyebiliriz.
Bunların her biri gerçekten doğru olabilir.
Ama bazen kullandığımız kelimeler davranışımızı açıklamaz.
Onu daha kabul edilebilir hâle getirir.
Korkuya tedbir,
erteleme davranışına sabır,
inada mücadele,
kontrole sahiplenme,
bağımlılığa sevgi diyebiliriz.
Kelime değişince davranış değişmez.
Ama kendimizi o davranışın içinde daha rahat hissetmeye başlarız.
En güçlü yalanlar tamamen yanlış değildir
İnsanın kendisine söylediği en etkili yalanların içinde çoğu zaman biraz gerçek vardır.
Zaten onları inandırıcı yapan da budur.
“Çok çalışıyorum çünkü ailemi düşünüyorum.”
Belki gerçekten öyledir.
Ama aynı zamanda eve dönmemek, sorunlarla yüzleşmemek veya kendi değerini yalnızca başarı üzerinden hissetmek de işin içinde olabilir.
“Onu affettim.”
Belki affetmişsinizdir.
Ama her tartışmada geçmişi yeniden masaya getiriyorsanız içinizde başka bir şey de kalmış olabilir.
İnsan davranışının zor tarafı burada.
Bir davranışın tek bir nedeni olmak zorunda değildir.
Kendimize söylediğimiz hikâye doğru olabilir ama eksik olabilir.
Ve bazen insanı yanıltan şey doğrudan yalan değil, işine gelmeyen kısmı hikâyeden çıkarmaktır.
Tekrar ettiğimiz hikâyeler kimliğimize dönüşür
Bir insan yıllarca:
“Ben böyleyim.”
derse, bir süre sonra davranışını değiştirmeye çalışmayı bırakabilir.
“Ben sinirli bir insanım.”
“Ben kimseye güvenmem.”
“Ben ilişkilerde böyleyim.”
“Ben para konusunda böyleyim.”
İlk başta bunlar birer açıklamadır.
Sonra mazerete dönüşebilir.
En sonunda kimliğimiz olur.
Artık davranışımızı sorgulamayız çünkü cevabı hazırdır:
“Ben buyum.”
Oysa insanın kendisini tanıması başka, kendisini değişmez ilan etmesi başkadır.
Kendini tanımak davranışının nedenini görmektir.
Kendine hikâye anlatmak ise bazen o davranışı değiştirmemek için gerekçe üretmektir.
Gerçek, davranışlarımızda saklanır
Kendimiz hakkında ne söylediğimiz önemlidir.
Ama ne yaptığımız daha fazla şey anlatabilir.
“Ben aileme çok değer veriyorum.”
Ne kadar zaman ayırıyorsunuz?
“Ben sağlığıma dikkat ediyorum.”
Günlük hayatınız bunu destekliyor mu?
“Para benim için önemli değil.”
Kararlarınız gerçekten bunu mu söylüyor?
“Artık umurumda değil.”
Hâlâ sürekli ondan bahsediyor musunuz?
Bazen kendimizi anlamanın en iyi yolu düşüncelerimizi değil, tekrar eden davranışlarımızı izlemektir.
Çünkü insanın dili kendisini savunabilir.
Davranışları ise çoğu zaman daha az pazarlık yapar.
Kendimize karşı dürüst olmak kolay değildir
Kendine dürüstlük, sürekli kendini eleştirmek değildir.
Her hatanın suçunu kendimizde aramak da değildir.
Tam tersine, kendimizi savunmadan önce kendimizi anlayabilmektir.
“Belki burada kıskandım.”
“Belki korktuğum için başlamıyorum.”
“Belki onu değil, yalnız kalmamayı istiyorum.”
“Belki haklı olmak, çözüm bulmaktan daha önemli hâle geldi.”
“Belki mücadele etmiyorum; sadece bırakamıyorum.”
Bu cümleler insanı küçültmez.
İnsanın kendisiyle arasındaki mesafeyi azaltır.
Çünkü değiştirebilmek için önce gerçekte ne yaptığımızı görebilmemiz gerekir.
En zor yüzleşme aynadakiyle olandır
Başkalarının bize söylediği yalanlardan korunmaya çalışıyoruz.
Kimin samimi olduğunu sorguluyoruz.
Kimin bizi kullandığını düşünüyoruz.
Kimin sözünün doğru olmadığını anlamaya çalışıyoruz.
Bunlar önemli.
Ama belki zaman zaman daha zor bir kontrol yapmak gerekiyor:
Kendi anlattığımız hikâyenin ne kadarı gerçek?
Çünkü insan başkasının yalanını fark ettiğinde ondan uzaklaşabilir.
Kendi yalanına inandığında ise yıllarca aynı hayatın içinde kalabilir.
Bu yüzden kendimize soracağımız en rahatsız edici sorulardan biri belki de şudur:
“Buna gerçekten inanıyor muyum, yoksa inanmak işime geldiği için mi kendime tekrar ediyorum?”
Çünkü bazen bizi gerçeğe en çok yaklaştıran şey yeni bir cevap bulmak değildir.
Kendimize anlattığımız eski hikâyeden şüphe etmeye başlamaktır.