İnat, Mücadele Kılığına Girebilir
Mücadele sonuca bakar. İnat ise vazgeçmeyi yenilgi sayar.
Vazgeçmemek güçlü bir özellik olarak anlatılır.
Sonuna kadar mücadele etmek, düştüğünde yeniden kalkmak, başkaları inanmasa bile devam etmek…
Bunların hepsi değerlidir.
Fakat insanın kendisine sorması gereken daha zor bir soru vardır:
Devam ediyorum çünkü gerçekten inanıyor muyum, yoksa vazgeçersem yenildiğimi kabul etmek zorunda kalacağım için mi?
Çünkü mücadele ile inat dışarıdan birbirine çok benzeyebilir.
İkisinde de insan devam eder.
İkisinde de bedel öder.
İkisinde de çevresinden “Bırak artık” sözünü duyabilir.
Fakat aralarında önemli bir fark vardır:
Mücadele sonuca bakar. İnat ise vazgeçmeyi yenilgi sayar.
Harcadığımız şey, bizi o şeye bağlar
Bir işe yıllarınızı verdiğinizi düşünün.
Para harcadınız.
Zaman harcadınız.
Uykusuz kaldınız.
İnsanlarla mücadele ettiniz.
Bir noktadan sonra önünüze yeni bilgiler geliyor ve işlerin düşündüğünüz gibi gitmediğini görüyorsunuz.
Normalde yapılması gereken, şartları yeniden değerlendirmektir.
Fakat zihnimiz şöyle konuşmaya başlayabilir:
“Bu kadar emek verdim, şimdi bırakamam.”
İşte bu cümle çok önemlidir.
Çünkü artık gelecekte ne kazanacağımızı değil, geçmişte ne kadar kaybettiğimizi düşünerek karar vermeye başlamışızdır.
Oysa geçmişte harcadığımız zaman geri gelmez.
Bir şeye on yıl vermiş olmak, ona on birinci yılı da vermek zorunda olduğumuz anlamına gelmez.
Aynı şey ilişkilerde de olur
İnsan yalnızca işinde inat etmez.
İlişkilerinde de eder.
Yıllarca emek verdiği bir ilişkinin artık kendisine zarar verdiğini görebilir ama:
“Bu kadar yılı çöpe atamam.”
diye düşünür.
Oysa ayrıldığınızda geçmiş yıllar çöpe gitmez.
Yaşanmıştır.
Size bir şeyler öğretmiştir.
Asıl soru geçmişte kaç yıl verdiğiniz değil, önünüzdeki yılları da aynı şekilde yaşamak isteyip istemediğinizdir.
Bazen insan karşısındaki kişiyi değil, geçmişte verdiği emeği terk edemez.
Hedef değiştirmek başarısızlık değildir
İnsanların en büyük korkularından biri şudur:
“Bunca zaman bunu savundum. Şimdi vazgeçersem ne derler?”
Bu nedenle yanlış olduğunu fark ettiği kararını bile savunmaya devam edebilir.
Çünkü artık mesele kararın doğruluğu değildir.
Mesele kendi geçmişiyle çelişmemektir.
Oysa fikir değiştirebilmek zayıflık değildir.
Yeni bilgi karşısında eski kararını değiştiremeyen insan tutarlı görünebilir; fakat bazen yalnızca geçmişteki kendisine esir olmuştur.
Dün verdiğiniz bir kararın bugün sizi yönetmesine izin vermek zorunda değilsiniz.
Her zorluk “devam et” mesajı değildir
Burada başka bir yanılgı daha var.
Zorluk gördüğümüzde bazen bunu doğru yolda olduğumuzun kanıtı sayıyoruz.
“Zorsa değerlidir.”
“Acı çekiyorsam gelişiyorum.”
“Bu kadar mücadele ediyorsam sonunda mutlaka karşılığını alırım.”
Hayır.
Bazı yollar gerçekten zordur ve sonunda büyük bir karşılık vardır.
Bazı yollar ise yalnızca yanlıştır.
Duvara daha hızlı koşmak, duvarı kapıya dönüştürmez.
Bu nedenle dayanıklılık kadar yön duygusuna da ihtiyacımız vardır.
Mücadele gerektiğinde yöntem değiştirir
Gerçek mücadele kör değildir.
Sonuçlara bakar.
Yanlış yaptıysa kabul eder.
Yöntem çalışmıyorsa değiştirir.
Yeni bilgi geldiyse yeniden düşünür.
Gerekirse geri çekilir.
Çünkü amacı “Ben haklı çıkacağım” değildir.
Amacı ilerlemektir.
İnat ise çoğu zaman hedefi değiştirir.
Başlangıçta bir sonuç elde etmek için yola çıkan insan, bir süre sonra yalnızca vazgeçmediğini kanıtlamak için mücadele etmeye başlayabilir.
İşte orada mücadele, fark ettirmeden egonun hizmetine girer.
Bırakmak da bir karar olabilir
Hayatta bazı şeyler için sonuna kadar mücadele etmek gerekir.
Ama bazı şeyleri bırakabilmek için de güç gerekir.
Bir işi.
Bir ilişkiyi.
Bir düşünceyi.
Bir hedefi.
Hatta yıllardır savunduğumuz kendi eski hâlimizi.
Vazgeçmek her zaman kaybetmek değildir.
Bazen insanın artık çalışmayan bir yolu bırakıp enerjisini başka bir yere yöneltebilmesidir.
Bu nedenle kendimize zaman zaman şu soruyu sormamız gerektiğini düşünüyorum:
“Bugün bu yola ilk kez çıkacak olsaydım, bildiklerimi bilerek yine aynı kararı verir miydim?”
Cevabınız hayırsa, geçmişte verdiğiniz emek sizi bugünkü kararınıza mahkûm etmemeli.
Çünkü hayatta güçlü olmak yalnızca ne kadar dayanabildiğinizle ölçülmez.
Bazen asıl güç, ne için mücadele etmeye devam edeceğinizi ve neyi artık bırakmanız gerektiğini ayırt edebilmektir.