Fikrini değiştirmek, kendinden vazgeçmek değildir.
Dünkü cümlelerimize sadık kalırken, bugünkü kendimizi duymayı unutabiliyoruz.
Bir zamanlar çok emin olduğun bir cümleyi bugün aynı rahatlıkla kuramıyorsan, belki de geriye gitmiyorsundur.
Hayatın içinden geçerken bazı kelimelerin anlamı değişir. Sabır dediğin şeyi başka türlü anlar, güç sandığın bir davranışın ardındaki korkuyu fark eder, bir zamanlar kolayca yargıladığın insanı dinlemeye başlarsın.
Yine de fikrini değiştirdiğini söylemek zor gelir. Birinin “Hani sen böyle düşünmüyordun?” demesinden çekinirsin. Sanki tutarlı görünmek için, artık inanmadığın bir düşünceyi taşımaya devam etmek zorundaymışsın gibi.
İnsan, kendine sadık kalmak için bazen eski cümlelerinden ayrılmak zorundadır.
Her yeni düşünceye hemen inanmak gerekmez. Ama sırf eskiden başka türlü düşündüğümüz için yeni bir ihtimali duymamak da bir seçimdir. Kendimizi koruduğumuzu sanırken, kendimize yeni bir alan açmayı reddedebiliriz.
Bir konuşmada “Bunu daha önce böyle düşünmemiştim” diyebilmek küçük görünür. Oysa insanın kendi sesinin yanında başka bir sese de yer açmasıdır. Haklı çıkma isteğini bir anlığına bırakıp, anlamayı denemesidir.
Büyümek bazen hayatına yepyeni bir şey eklemek değildir. Artık taşımana gerek olmayan bir kesinliği usulca yere bırakmaktır. Geçmişteki kendine kızmadan, bugünkü kendine biraz daha dürüst davranmaktır.
Bugün seni anlatan düşünce hangisi; gerçekten inandığın mı, yıllardır savunduğun mu?