← Yazılara dön
ÇOCUKLAR & TOPLUM

Bir Çocuk Silaha Uzanıyorsa, Olay Silah Patladığında Başlamamıştır

Bir sonraki olay yaşanmadan önce neyi farklı yapabiliriz?

22 Eylül 2026 sabahı Manisa’nın Turgutlu ilçesinde bir lisenin yakınında yaşanan silahlı saldırıda 11 öğrenci yaralandı.

Saldırıyı gerçekleştirdiği belirtilen kişi de henüz 15 yaşında bir öğrenci.

Bu iki cümleyi yan yana koyduğumuzda olayın ağırlığı daha da büyüyor:

Yaralananlar çocuk.

Silaha uzanan da çocuk.

Bu durum yapılan şiddeti hafifletmez.

Tam tersine, önümüze çok daha zor bir soru koyar:

Bir çocuk hangi noktada yaşadığı öfkeyi, çatışmayı veya başka bir sıkıntıyı silahla ifade edebilecek bir yere gelir?

Şiddet yalnızca son davranış değildir

Böyle olaylardan sonra dikkatimizi doğal olarak saldırının gerçekleştiği birkaç dakikaya veriyoruz.

Silah nereden geldi?

Nasıl ateş etti?

Kimler yaralandı?

Güvenlik önlemleri yeterli miydi?

Bunların tamamı önemli.

Fakat insan davranışını anlamaya çalışıyorsak zaman çizgisini biraz geriye çekmemiz gerekir.

Çünkü ağır şiddet olaylarında yalnızca son davranışı görmek, uzun bir filmin yalnızca son sahnesini izlemeye benzer.

Bu, her saldırının önceden kolayca tahmin edilebileceği anlamına gelmez. Çoğu davranış değişikliği de tek başına şiddet göstergesi değildir.

Ancak çocukların ruhsal ve sosyal dünyasını yalnızca büyük bir olay yaşandığında merak etmek de yeterli değildir.

Çocuklarımız hakkında çok şey biliyoruz. Ama doğru şeyleri biliyor muyuz?

Çocuğun notunu biliyoruz.

Devamsızlığını biliyoruz.

Sınav sonucunu biliyoruz.

Telefonunda ne kadar zaman geçirdiğini takip etmeye çalışıyoruz.

Eve kaçta geldiğini biliyoruz.

Peki başka şeyleri ne kadar biliyoruz?

Kimlerle sorun yaşıyor?

Son zamanlarda neden içine kapandı?

Öfkesinde belirgin bir değişiklik var mı?

Arkadaşlarıyla ilişkileri nasıl?

Kendisine veya başkalarına zarar verme düşüncelerinden söz ediyor mu?

Şiddeti giderek daha normal bir çözüm gibi mi görmeye başladı?

Bunların hiçbiri tek başına “Bu çocuk saldırı yapacak” anlamına gelmez.

Zaten mesele çocukları potansiyel suçlu gibi izlemek değildir.

Mesele davranış değişikliklerini, yardım ihtiyacını ve ciddi tehditleri küçümsememektir.

Öfke tek başına açıklama değildir

Her genç öfkelenir.

Her genç dışlanabilir.

Her genç ailesiyle tartışabilir.

Her genç reddedilebilir veya okulda sorun yaşayabilir.

Bunların ezici çoğunluğu şiddete başvurmaz.

Bu nedenle saldırının nedenini yalnızca “öfkeliydi”, “zorbalığa uğradı” veya “psikolojik sorunları vardı” gibi tek bir açıklamaya indirgemek hem bilimsel açıdan zayıf hem de haksız olabilir.

Turgutlu olayının nedeni de soruşturma tamamlanmadan kesinleşmiş değildir.

İnsan davranışı çoğu zaman tek nedenden oluşmaz.

Kişinin yaşadıkları, mizacı, aile ve akran ilişkileri, içinde bulunduğu çevre, şiddete ilişkin düşünceleri ve en önemlisi şiddeti gerçekleştirebileceği araçlara erişimi birbirinden ayrı değerlendirilmelidir.

Bu nedenle psikolojik açıklama ararken bir çocuğun bütün davranışını tek bir etikete sıkıştırmamak gerekir.

Ve çok somut bir soru: Silaha nasıl ulaştı?

Psikolojiyi konuşurken bazen çok temel bir gerçeği gözden kaçırıyoruz.

Bir insan öfkeli olabilir.

Bir çocuk ağır bir çatışma yaşayabilir.

Ama öfkenin ölümcül sonuçlara dönüşebilmesinde araçlara erişim de önemlidir.

AP’nin aktardığı ilk bilgilere göre olayda kullanılan av tüfeği şüphelinin büyükbabasının evinden alınmıştı; silaha erişim de soruşturmanın başlıklarından biri.

Bu nedenle yalnızca:

“Bu çocuk neden bu kadar öfkelendi?”

diye sormak yetmez.

Şunu da sormamız gerekir:

“15 yaşındaki bir çocuk ateşli silaha nasıl ulaşabildi?”

Psikolojik nedenleri araştırmak, fiziksel güvenliği ikinci plana atmak anlamına gelmemeli.

İkisi aynı anda konuşulmalı.

Aile yalnızca başarıyı takip eden yer değildir

Ailelerin çocukları için iyi bir gelecek istemesi çok doğal.

İyi okul.

İyi üniversite.

İyi meslek.

Başarılı bir hayat.

Fakat çocuk yetiştirmenin önemli bir bölümü karneye yazılmaz.

Çocuğun öfkeyle ne yaptığı.

Reddedildiğinde nasıl davrandığı.

Bir çatışmayı nasıl çözdüğü.

Kaybetmeyi nasıl karşıladığı.

Yardım istemeyi bilip bilmediği.

Başkasının sınırına saygı gösterip göstermediği.

Bunlar da eğitimin parçasıdır.

Çocuğu hayata hazırlamak yalnızca kazanmayı öğretmek değildir. Kaybettiğinde ne yapacağını da öğretebilmektir.

Okul da yalnızca ders verilen bina değildir

Çocuklar günlerinin önemli bir bölümünü okulda geçiriyor.

Arkadaşlıklarını orada kuruyor.

Dışlanmayı orada yaşayabiliyor.

Rekabeti, kabul görmeyi, başarısızlığı ve sosyal statüyü orada deneyimliyor.

Bu nedenle öğretmenlerin ve rehberlik sistemlerinin rolü yalnızca akademik başarıyla sınırlı değildir.

Fakat burada da gerçekçi olmak gerekiyor:

Bir öğretmenden onlarca öğrencinin zihninden geçen her şeyi fark etmesini bekleyemeyiz.

Bu nedenle mesele tek tek öğretmenlerin dikkati değil; aile, okul, rehberlik hizmetleri ve gerektiğinde ruh sağlığı uzmanları arasında çalışan bir sistem kurabilmek.

MEB, Turgutlu’daki olaydan etkilenen öğrenci, öğretmen ve veliler için psikososyal destek ekiplerinin sahada çalışmaya başladığını ve olayı incelemek üzere üç Bakanlık müfettişinin görevlendirildiğini açıkladı.

Bu destek yalnızca olaydan sonra değil, risk ortaya çıkmadan önce de ulaşılabilir olmalı.

Her sessizlik tehlike değildir. Ama hiçbir değişiklik de önemsiz sayılmamalıdır

Burada çok hassas bir çizgi var.

İçe kapanan her çocuk tehlikeli değildir.

Öfkelenen her genç saldırgan değildir.

Şiddet içerikli oyun oynayan veya sert müzik dinleyen bir genci de buradan hareketle suçlamak doğru değildir.

Çocukların davranışlarını korkuyla yorumlamak yerine değişimi anlamaya çalışmak gerekir.

“Bu çocuk neden böyle oldu?” demeden önce:

“Son zamanlarda ne değişti?”

diye sormak daha anlamlı olabilir.

Bazen çocuğun ihtiyacı nasihat değildir.

Dinlenmektir.

Bazen sınırdır.

Bazen profesyonel destektir.

Bazen de ciddi bir tehdidin “çocuk işte, söyler” diye geçiştirilmemesidir.

Bir olaydan sonra üzülmek yetmiyor

Turgutlu’daki saldırının bütün nedenlerini bugün bilmiyoruz.

Soruşturmanın sonucunu beklemek zorundayız.

Fakat olayın bize bıraktığı soruları sormak için beklemek zorunda değiliz.

Çocuklarımızın yalnızca başarılarını değil davranışlarını da izliyor muyuz?

Aileler silahları çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli tutuyor mu?

Okullarda ciddi tehditler nasıl değerlendiriliyor?

Bir genç yardım istediğinde ulaşabileceği insanlar var mı?

Aile ile okul arasında gerçekten çalışan bir iletişim bulunuyor mu?

Çünkü böyle olayların ardından en kolay cümle:

“Nasıl oldu?”

En zor soru ise başka:

“Bir sonraki olay yaşanmadan önce neyi farklı yapabiliriz?”

Çocukları korkuyla gözetlemekten değil, onları gerçekten tanımaktan söz ediyorum.

Öfkelerini küçümsememekten.

Davranışlarındaki ciddi değişiklikleri merak etmekten.

Gerekli olduğunda profesyonel yardım almaktan.

Ve ateşli silah gibi ölümcül araçları çocukların erişemeyeceği şekilde güvenli tutmaktan.

Çünkü bazen bir felaket birkaç saniyede gerçekleşir.

Ama onu mümkün hâle getiren koşullar çok daha önce oluşmuş olabilir.

Mesele yalnızca silah patladıktan sonra üzülmek değil; patlamadan önce görebileceğimiz, konuşabileceğimiz ve değiştirebileceğimiz şeyleri ciddiye almaktır.

Ahmet Mertkan Koşaroğlu
BİR SONRAKİ DÜŞÜNCE

Çocuklar Öğütlerinizi değil, Halinizi Miras Alır