Belirsizlik Arttığında, İnsanlar Doğru Konuşanı Değil; Kesin Konuşanı Dinlemeye Başlar
Bir insanın ne kadar kendinden emin konuştuğu ile söylediğinin ne kadar doğru olduğu aynı şey değildir.
İnsan zihni belirsizliği pek sevmez.
Ne olacağını bilmediğimizde, kontrolün elimizden çıktığını hissettiğimizde veya önümüzde birden fazla ihtimal olduğunda yalnızca cevap aramayız. Bizi rahatlatacak bir kesinlik de ararız.
Tam bu noktada ilginç bir şey olur:
En doğru konuşan kişiyle en emin konuşan kişi birbirinden ayrılabilir.
Birisi;
“Bildiğimiz kadarıyla…”
“Bundan henüz emin değiliz.”
“Başka ihtimaller de var.”
der.
Diğeri ise hiç tereddüt etmeden:
“Kesinlikle böyle.”
“Bunun tek sebebi şu.”
“Göreceksiniz, böyle olacak.”
der.
İkinci kişi daha bilgili olmayabilir.
Ama daha güven verici görünebilir.
Kesinlik, bilgi değildir
Bir insanın ne kadar kendinden emin konuştuğu ile söylediğinin ne kadar doğru olduğu aynı şey değildir.
Fakat gündelik hayatta bu ikisini birbirine karıştırmak kolaydır.
Ses tonu güçlüdür.
Cümleleri nettir.
Tereddüt etmez.
Karmaşık bir meseleyi birkaç cümlede açıklar.
Zihnimiz de bundan hoşlanır.
Çünkü belirsizliğin yarattığı zihinsel yük azalır.
Artık düşünmek, ihtimalleri tartmak ve “Bilmiyorum” duygusuyla yaşamak zorunda değilizdir.
Biri bizim yerimize dünyayı açıklamıştır.
Kesin konuşmanın gücü bazen doğru olmasından değil, belirsizliği kısa süreliğine susturmasından gelir.
Bilgili insan neden bazen daha az ikna edici görünür?
Çünkü gerçekten bir konuyu bilen insan, çoğu zaman o konunun sınırlarını da bilir.
Nerede kanıt olduğunu, nerede yorum başladığını görür.
Bu nedenle cümlelerinde doğal olarak bazı sınırlar bulunur:
“Mevcut verilere göre…”
“Şu aşamada…”
“Bunu söylemek için henüz erken…”
İlk bakışta bunlar zayıflık gibi algılanabilir.
Oysa bazen tam tersidir.
Bilmediğini söyleyebilmek, bilgisizliğin değil; düşünsel disiplinin göstergesidir.
Sorun şu ki belirsizliğin yüksek olduğu dönemlerde insanlar her zaman en dikkatli açıklamayı istemez.
Bazen sadece içlerini rahatlatacak net bir cevap isterler.
Bu yüzden kriz dönemlerinde kesin konuşanların etkisi artar
Ekonomik sıkıntılar, toplumsal krizler, iş hayatındaki belirsizlikler, ilişkilerde yaşanan sorunlar…
İnsan geleceği göremediğinde açıklamalara daha fazla ihtiyaç duyar.
Ve karmaşık sorunların basit açıklamaları çekici hâle gelir.
“Tek sebebi bu.”
“Bunu yaparsan kesin düzelir.”
“Bu insan kesin şöyle düşünüyor.”
“Şunu yap, hayatın değişir.”
Bu cümlelerin ortak özelliği sadece basit olmaları değildir.
İnsana yeniden kontrol hissi vermeleridir.
Gerçek hayat ise çoğu zaman bu kadar temiz değildir.
Bir olayın birden fazla nedeni olabilir.
Bir karar hem doğru hem yanlış sonuçlar doğurabilir.
Bir insanı tek davranışından bütünüyle tanımlayamayabiliriz.
Bugün doğru bildiğimiz bir şeyi yarın yeni bilgilerle değiştirebiliriz.
Bunları kabul etmek zihinsel olarak daha zordur.
Ama düşünmek zaten biraz da bu rahatsızlığa dayanabilmektir.
En tehlikeli cümle bazen “Bilmiyorum” değildir
Bana göre asıl dikkat edilmesi gereken kişi, bilmediğini söyleyebilen değil; bilmediği hâlde hiç tereddüt etmeyendir.
Çünkü “Bilmiyorum” diyen insan size bir boşluk bırakır.
Araştırabilirsiniz.
Sorgulayabilirsiniz.
Başka bir görüş dinleyebilirsiniz.
Kesinlik satan insan ise o boşluğu kapatır.
Size yalnızca cevap vermez; bazen düşünme ihtiyacınızı da elinizden alır.
Bu nedenle bir insanı dinlerken yalnızca şunu sormamak gerekir:
“Ne kadar kendinden emin konuşuyor?”
Daha önemli sorular vardır:
Söylediğini neye dayandırıyor?
Bilmediği yerde durabiliyor mu?
Yeni bilgi geldiğinde fikrini değiştirebiliyor mu?
Karşı ihtimalleri görebiliyor mu?
Çünkü zihinsel olgunluk her konuda kesin bir cevaba sahip olmak değildir.
Hangi konuda konuşabileceğini, hangi konuda şüphe etmesi gerektiğini ve hangi noktada “Bilmiyorum” diyebileceğini bilmektir.
Belki de bugün, bilgiye bu kadar kolay ulaştığımız hâlde ihtiyacımız olan şey daha fazla kesinlik değildir.
Kesin konuşanlarla doğru konuşanları birbirinden ayırabilecek kadar iyi düşünmektir.